Düşünce mi, Gerçek mi? Zihinselleştirme Kapasitesinin Çöküşü

Bazen aklımızdan geçen korkutucu bir düşünceyi, o an gerçekten oluyormuş gibi yaşar, panikleriz. Psikolojide buna “psişik eşdeğerlik” (psychic equivalence) denir. Normal gelişimde, çocukların oyun oynarken kullandıkları “mış gibi yapma”  modu ile gerçeklik algısı zamanla birleşir ve “Düşünceler sadece düşüncedir, gerçek olmak zorunda değildir” ayrımına varırız. Ancak, özellikle çocukluğunda ihmal veya travma yaşamış kişilerde zihin bu ayrımı yapamaz; akıllarına gelen kötü bir fikir, onlara tartışılmaz bir gerçekmiş gibi gelir. Başka birinin farklı bir bakış açısına sahip olabileceği ihtimali bile bu kişiler için dayanılmazdır, çünkü kendi inançları fiziksel bir eşya kadar gerçektir. Ötekilerin zihni o kadar tehlikelidir, veya o kadar anlamlandırılamamıştır ki, üzerine düşünülecek esnek bir alan olamaz.

Daha detaylı inceleyecek olursak, psişik eşdeğerlik ya da daha basit bir tabirle “içten dışa düşünme” kişinin zihinselleştirme kapasitesinin çöktüğü veya stres altında zayıfladığı durumlarda başvurduğu prementalistik bir düşünme modudur.

Bu modun temel özelliği, kişinin dış gerçeklik algısının kendi içsel durumları tarafından çarpıtılması ve aklından geçenlerin dış dünyadaki mutlak hakikat olduğuna sarsılmaz bir şekilde inanmasıdır. Bu durumda kişi, zihnindeki düşüncelerin, üzerine düşünülebilir, farklı perspektiflerden değerlendirilebilir veya sorgulanabilir birer varsayım olduğunu unutur; düşündüğü şeyin “gerçeğin ta kendisi” olduğuna ikna olur. Örneğin bir ebeveyn (veya çocuk), aklındaki düşüncenin dışarıdaki asıl durum olduğundan en ufak bir şüphe duymaz.

Psişik eşdeğerlik modunun özellikleri şunlardır:

  • Farklı perspektifleri görememe ve içgörü eksikliği: Kişi kendisinin veya başkalarının içsel durumlarına (duygular, niyetler) ilgi duymaz. Bir başkası tarafından farklı bir bakış açısına dikkat çekilmeye çalışıldığında, kişi bunu öfkeyle reddedebilir.
  • Zihin-dünya eşbiçimliliği (izomorfizmi): Kişi, olayları sadece kendi perspektifinden mutlaklaştırır. Örneğin, bir çocuk diğerlerine ayrıcalık tanındığına ve kendisine haksızlık yapıldığına inanıyorsa, sadece böyle düşündüğü için bunu tartışılmaz bir olgu olarak görür.
  • Katı düşünce süreçleri: Özellikle daha uç durumlarda veya Borderline Kişilik örgütlenmesi olan yetişkinlerde bu durum; katı ve esnek olmayan düşünce süreçleri, yersiz bir haklılık inancı, başkalarının aklından geçenleri veya eylemlerinin nedenlerini kesin olarak bildiğine dair abartılı iddialar şeklinde kendini gösterir. Kişi, düşündüğü şeyin dış dünyadaki “mutlak hakikat” olduğuna sarsılmaz bir şekilde inanır ve düşüncelerinde hiçbir esneklik göstermez.

Gelişimsel açıdan, bu durum küçük yaşlarda normal kabul edilir; örneğin küçük bir çocuğun yatağın altında bir canavar hayal edip onun gerçekten orada olduğuna inanması buna örnektir. Ancak bu modun büyük çocuklarda, ergenlerde veya yetişkinlerde sürmesi ya da stres anlarında aniden tetiklenmesi sorun yaratır, zira kişinin düşüncelerini bir merak konusu olarak ele almasını engeller.

Terapide veya oyun sırasında psişik eşdeğerlik modunda olan bir çocuğun oyunu genellikle vahşi, kaotik ve yıkıcı bir yapıdadır ve çocuk her şeyi mutlak bir kesinlikle biliyormuş gibi davranır. Bu noktada, terapistin mantıklı karşı argümanlar sunmak (“Bunu bilerek yapmadım”) yerine, bu deneyimin çocuk için o an gerçek olduğunu bilerek içsel gerçekliği empatiyle doğrulaması (“Sana bilerek tuzak kurduğumu düşünmek çok kötü hissettirmiş olmalı”) oldukça önemlidir.

Kaynakça ve ileri okumalar:

Allen, J. G., & Fonagy, P. (Eds.). (2006). The handbook of mentalization-based treatment. John Wiley & Sons.

Luyten, P., Fonagy, P., Lowyck, B., & Vermote, R. (2012). Assessment of mentalization.