Ebeveynlerin çocukla kurdukları “oyunsu” (playful) ilişki, zihinselleştirme (mentalizasyon) kapasitesinin gelişimi için en temel ve dönüştürücü koşullardan biridir. Ebeveynin çocukla şakalaşabilme, oyun oynayabilme ve onunla birlikte hayal kurabilme kapasitesi, “ebeveynin yansıtıcı işlevi”nin (parental reflective functioning) en temel özelliklerinden biridir. Bu oyunsu etkileşim, çocuğun zihnini tam olarak şu mekanizmalarla şekillendirir:
1. İki İlkel Zihinsel Modun Bütünleşmesini Sağlar Küçük çocuklar başlangıçta iç dünyalarını iki farklı ve ilkel modda yaşarlar: Düşüncelerin ve fantezilerin mutlak fiziksel gerçeklik sanıldığı “psişik eşdeğerlik modu” ve fikirlerin gerçeklikle hiçbir bağının olmadığı, dünyadan tamamen kopuk olan “mış gibi yapma (pretend) modu”. Mentalizasyon, ebeveynin “oyunsu” katılımı sayesinde bu iki kopuk modun birleştirilmesiyle ortaya çıkar. Ebeveyn çocukla oynarken (örneğin bir muzu telefonmuş gibi kullanarak oyuna katıldığında), görünüş ile gerçeği aynı anda eşleştirir ve pre-düşünce ile ciddi düşünce arasındaki ayrımı netleştirir.
2. Güvenli Bir “Geçiş Alanı” Yaratır Oyunsu bir ebeveyn-çocuk ilişkisinde, çocuğun duyguları, düşünceleri, istekleri ve inançları ebeveyn tarafından “önemli ve saygıdeğer” olarak kabul edilir. Ancak aynı zamanda oyun bağlamı, bu içsel yaşantıların fiziksel gerçeklikle aynı düzeyde ve aynı tehlikede olmadığını çocuğa hissettirir. Bu sayede Winnicott’un “geçiş alanı” (transitional space) olarak adlandırdığı, duyguların fiziksel gerçekliğe dönüşmeden güvenle işlenebildiği bir zihinsel alan oluşur.
3. Çocuğun Kendi Zihnini “Ötekinin Zihninde” Görmesini Sağlar Çocuğun “mış gibi” modunu sağlıklı kurabilmesi için ön koşul, fikirlerinin ve fantezilerinin bir başka insanın (ebeveynin) zihninde “işaretlenmiş” (marked) bir şekilde temsil edildiğini görmesidir. Oyuna katılan ebeveyn, çocuğun zihinsel durumunu açık ve doğru bir şekilde yansıtırken (aynalarken), oyuncu tutumu sayesinde çocuğun bu hislerin “gerçekliği” (realness) altında ezilmesini engeller. Çocuk, ebeveynin bu “mış gibi” tutumunu benimseyerek, kendi fantezisinin ebeveynin zihnindeki yansımasını yeniden içselleştirir (reintroject) ve bunu kendi düşünme sürecinin bir temsili olarak kullanmaya başlar.
4. Düşüncelerin Sadece “Düşünce” Olduğu Farkındalığını Kazandırır Ebeveynin oyunsu ve kabul edici tutumu sayesinde çocuk, kendi fikirleriyle oynamanın güvenli olduğunu öğrenir. Bu süreçte çocuk, fikirlerin ve duyguların mutlak gerçekler olmadığını, sadece içsel deneyimler (temsiller) olduğunu kavrar. Oyun içinde saldırgan veya korkutucu fanteziler (örneğin ebeveyni öldürme veya canavarlar) dışa vurulduğunda, ebeveyn oyuna uyum sağlayıp paniğe kapılmadan tepki verirse, çocuk bu “korkunç” düşünceleri sindirme şansı bulur. Eğer ebeveyn oyuna katılmaz, aşırı ciddiye alır veya cezalandırırsa, bu fanteziler çocuğa “gerçekten tehlikeli” görünmeye başlar ve zihinselleştirme süreci duraksar.
Özetle, ebeveynin oyunsu tutumu, çocuğa kendi iç dünyasının ve başkalarının zihinlerinin, korkulacak veya katı gerçekler değil; merakla, esneklikle ve güvenle keşfedilebilecek alanlar olduğu mesajını verir. Öte yandan, otoriter, cezalandırıcı veya çocuk istismarının yaşandığı ortamlarda ebeveynlerin çocukla oyuncu bir tutum içine girememesi, mentalizasyonun inşası için gereken sosyal iskelenin kurulamamasına yol açar. Oyunsu ilişkinin eksikliğinde çocuk, zihninde beliren her korkuyu ve düşünceyi fiziksel bir gerçekmiş gibi yaşayarak “psişik eşdeğerlik” moduna hapsolur.
Kaynakça ve ileri okumalar:
Slade, A. (2005). Parental reflective functioning: An introduction. Attachment & human development, 7(3), 269-281.
Luyten, P., Fonagy, P., Lowyck, B., & Vermote, R. (2012). Assessment of mentalization.