Her ebeveynin ya da eğitimcinin hayatında en az bir kez karşı karşıya kaldığı; çocuğun kurallara uymak istemediği, her şeye itiraz ettiği, öfke nöbetleriyle sınırları sonuna kadar zorladığı anlar vardır. Klinik literatürde bu durum her ne kadar “Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu” olarak tanımlansa da, madalyonun arkasına baktığımızda karşımıza bir “bozukluktan” ziyade, anlaşılmayı bekleyen bir gelişimsel hikaye ve zorluk çıkar.
Büyümenin Doğal Bir Parçası Olarak Karşı Gelme Davranışları
Çocuklar zaman zaman kurallara karşı çıkabilir, “hayır” diyebilir, tartışabilir, öfkelenebilir ya da söyleneni yapmayı reddedebilirler. Özellikle ilk ayrışma ve bireyleşme adımlarının atıldığı 2-4 yaş dönemi ve kimlik arayışının zirve yaptığı ergenlik dönemi, karşıt davranışların en sık görüldüğü zamanlardır.
Gelişimsel açıdan bakıldığında bu başkaldırılar sadece beklendik değil, aynı zamanda çocuğun büyümesine, kendi sınırlarını çizmesine ve “Ben de buradayım, senden farklı bir bireyim” diyebilmesine katkı sağlayan sağlıklı adımlardır.
Ancak ne zaman ki bu davranışlar gelişimsel olarak beklenen düzeyin çok daha üzerine çıkar, süre bakımından çok daha inatçı bir hal alır ve şiddeti artar; işte o zaman meseleyi daha dikkatle ele almak ve bir uzman desteğine başvurmak gerekir.
Karşı Gelme Nasıl Görünür?
Bu zorluğu yaşayan çocuk ve ergenlerde, sosyal kuralların büyük çapta ihlali görülmez. Sorun daha çok günlük yaşamın akışında, otorite figürleriyle yaşanan kronik çatışmalarda saklıdır:
- Kronik İnatlaşma: Aileye, okulda öğretmene veya otorite sahibi diğer kişilere karşı sürekli meydan okuma, kuralları esnetme ya da hiç uymama isteği.
- Öfke Regülasyonunda Güçlük: Çok çabuk öfkelenme, istekleri gerçekleşmediğinde yoğun öfke nöbetleri geçirme, bir anda bağırıp çağırmaya başlama.
- Tartışmacı ve Uyumsuz Yapı: Sürekli haklı çıkma çabası, tartışmaya eğilim ve çevreye karşı genel bir hoşnutsuzluk hali.
Madalyonun Arka Yüzü: Zorluğun Kökenleri
Davranışın yalnızca görünen kısmına odaklanmak, çocuğun yaşadığı içsel çatışmaları gözden kaçırmaya neden olabilir. Araştırmalar ve klinik gözlemler, bu tablonun arka planında hem biyolojik hem de çok güçlü ilişkisel bağlar olduğunu gösteriyor.
- Biyolojik Zemin: Yapılan biyolojik çalışmalar, bu zorluğu yaşayan çocukların serotonin ve steroid düzeylerinde bazı farklılıklar olduğunu ve bu değişimlerin saldırgan/tepkisel davranışlarla ilişkili olabileceğini ortaya koyuyor. Yani ortada çocuğun da her zaman kendi iradesiyle yönetemediği kimyasal bir zemin bulunabiliyor.
- Bağlanma ve Erken Çocukluk Deneyimleri: Bu çocukların ebeveynleriyle kurdukları ilişki içinde yeterince güvende hissedemediği, birçoğunun erken çocukluk döneminde olumsuz veya sarsıcı deneyimler yaşadığı görülüyor. Aile içi zayıf bağlar, ilgisizlik, duygusal veya fiziksel şiddet, istismar gibi zorlu yaşam olayları, çocuğun dış dünyayı tehlikeli bir yer olarak algılamasına yol açıyor. Böylece, çocuk için karşı gelmek, güvensiz ve tehditkar algıladığı bir dünyaya karşı geliştirdiği bir koruma kalkanı haline geliyor.
Karşı gelme davranışları başka bazı zorluklarla birlikte de görülebiliyor. Özellikle dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), duygu düzenleme güçlükleri, kaygı bozuklukları, öğrenme güçlükleri ya da sosyal iletişim alanındaki zorluklar zaman zaman karşı gelme davranışlarıyla iç içe geçebiliyor.
Erken Müdahalenin Önemi
Karşı gelme davranışlarının yoğun olduğu çocuklarda zamanla kişilerarası ilişkilerde zorlanmalar, akademik güçlükler, düşük benlik değeri, yoğun engellenme hissi ve depresif duygudurum görülebilir. Bu nedenle erken dönemde destek almak önemlidir. Terapi sürecinde yalnızca çocuğun davranışını durdurmaya çalışmak değil; davranışın altında yatan duyguları, ilişki örüntülerini ve düzenleme güçlüklerini anlamak hedeflenir. Anne babalara yönelik psikoeğitim çalışmaları ve ebeveyn danışmanlığı da oldukça faydalı olabilir.
Sonuç Olarak
Çocuklarda karşı gelme davranışları ebeveynin otoritesini yıkma hamlesi değildir. Çocuğun iç dünyasından, bağ kurma biçiminden ve belki de nörobiyolojisinden gelen karmaşık bir sinyaldir.
Eğer ebeveyn-çocuk ilişkisi gelişimsel olarak beklenen sınırların ötesinde bir inatlaşma ve öfke sarmalına girdiyse, bunu bir güç savaşına dönüştürmek yerine, profesyonel bir psikoterapi süreciyle ele almak en sağlıklı yoldur. Güvenli bağların yeniden inşa edildiği, duygu regülasyonunun deneyimlendiği ve çocuğun davranışlarının arka planının da anlaşılmaya çalışıldığı bir terapi süreci hem çocuğun geleceği hem de aile içi ilişkiler adına son derece dönüştürücü olabilir.
Yazar: Psikolog Tuğçe Tekin
Kaynaklar ve İleri Okumalar
Bernheim, A., Chubarovsky, S., & Schmelzer, D. (2017). “Oppositional Defiant Disorder.” Child and Adolescent Development and Psychopathology. https://doi.org/10.9734/bpi/cidhr/v7/19769D
Demirörs, T. (Haz.). (2021). Psikanaliz Defterleri 6: Çocuk ve Ergen Çalışmaları – Şiddet ve Yıkıcılık. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Ghosh, A., Ray, A., & Basu, A. (2017). Oppositional defiant disorder: current insight. Psychology Research and Behavior Management, Volume 10, 353–367. https://doi.org/10.2147/prbm.s120582
Parman, T. (Yay. Yön.). (2003). Psikanaliz Yazıları 7: Çocuk ve Psikanaliz. İstanbul.