Bedenden Ruhsallığa Örülen Zırh: Psikanalizin Sınır Kuramcıları ve Yaşam Boyu Savunma Görüntüleri

İnsanın ruhsal varoluşu soyut düşüncelerle değil; ürperen, yerçekimiyle tanışan ve temas arayan çıplak bir tenle başlar. Dünyaya yeni gelmiş bir bebek için doğum, sınırları belirsiz, uçsuz bucaksız bir uzay boşluğuna fırlatılmak gibidir. “Ben” nerede biter, “öteki” nerede başlar; içerideki sancı kime aittir, dışarıdaki gürültü nereden gelir? Bu ayrımlar henüz yoktur. Ruhsallığın dağılmadan, delinmeden bir arada durabilmesi; benliğin parçalanmasını önleyecek bir kaba ve onu çevreleyen koruyucu bir sınıra kavuşmasına bağlıdır.

İngiliz nesne ilişkileri ve Fransız psikanalizinin kesişiminde duran Donald Winnicott, Wilfred Bion, Esther Bick ve Didier Anzieu; benliğin bu ilk mimarisini bedensel duyumlar, temas ve zihinsel sindirim üzerinden açıklar. Bu kuramsal zemin, yalnızca erken dönemi değil; çocukluktan yetişkinliğe uzanan savunma mekanizmalarımızın ve patolojilerimizin kökenini aydınlatır.

Tutan Çevre (Holding Environment) — D. W. Winnicott

Winnicott’a göre bebek tek başına var olamaz; ancak anne-bebek çifti içinde bir anlam bulur. Annenin sunduğu tutan/kucaklayan çevre (holding environment), bebeğin zayıf benliğini yerçekiminin yıkıcı etkilerinden ve dünyanın yabancı ağırlığından koruyan ilk yuvadır.

Bu kucaklama yalnızca bebeğin bedenini kucakta taşımak değildir; onun henüz taşıyamadığı zamanı, ritmi ve mekan sınırlarını taşımaktır. Bu ortam yeterince güvenli olduğunda bebek, sonsuz bir boşluğa düşme ya da lime lime parçalanma (annihilation) dehşetinden kurtulur. Beden ile zihnin uzlaşması anlamına gelen kişiselleşme (personalisation) gerçekleşir; ruh usulca bedenin içine yerleşir ve birey “var olmayı sürdürme” (going-on-being) deneyimini tadar.

Kapsayan ve Kapsanan (Container/Contained) — Wilfred R. Bion

Beden dışarıdan bir kucakla sarılırken, içeride kopan fırtınaların da metabolize edilmesi gerekir. Wilfred Bion burada devreye girer. Açlık, soğuk, terk edilmişlik hissi gibi ham, söze dökülemeyen somatik duyumlar ve dehşet verici kaygılar Bion’un kuramında beta elementleridir. Bebek bu sindirilmemiş, zehirli yükü projektif identifikasyon (yansıtmalı özdeşim) yoluyla anneye yansıtır.

Anne, zihinsel dalgınlık ve dingin bir açık kabul hali olan rêverie kapasitesiyle bu ham duyumları içine alır. Bir simyacı gibi bebeğin yansıttığı terörü kendi zihninde yumuşatır, sindirir ve bebeğin baş edebileceği sembolik, düşünsel birimlere (alfa elementleri) dönüştürerek geri verir. Anne burada bir kapsayan (container), bebeğin duyumu ise kapsanan (contained) nesnedir. Anne kapsadıkça bebek de bu işlevi içselleştirir; böylece kendi zihninde bir düşünme ve duyguları taşıma aygıtı geliştirir.

İkinci Deri Savunması (Second Skin) — Esther Bick

Peki ya kucaklayan çevre düşerse, kapsayan kap çatlarsa ne olur? Bebek gözlemleriyle psikanalize çığır açıcı bir derinlik kazandıran Esther Bick, derinin en ilkel ruhsal işlevini keşfeder: Parçaların bir arada dökülmeden durabilmesi için önce bir sınır gerekir. Anne nesnesi zihinde henüz bir sınır oluşturamadığında bebek, tıpası çekilmiş bir lavabodaki su gibi benliğinin deliklerden akıp gideceği ya da uzayda buharlaşacağı dehşetini yaşar.

Bu çözülmeyi durdurmak için son bir çareye başvurulur: İkinci deri (second skin). Bebek, eksik kalan anne örtüsünün yerine geçici ve yapay bir kabuk inşa eder. Bedenini kaskatı sıkar, kaslarını gerer, gözlerini odadaki tek bir ampulün ışığına diker ya da mekanik seslere tutunur. Eksik kalan şefkatli nesnenin yerini sert bir kas zırhı alır. Dağılma engellenir ancak bu durum bedensel ve ruhsal katılığın ilk tohumunu eker.

Deri-Ben (Le Moi-peau) — Didier Anzieu

Fransız psikanalist Didier Anzieu, Freud’un “Ben her şeyden önce bedensel bir bendir” saptamasını Deri-Ben (Le Moi-peau) kavramıyla sistemleştirir. Anzieu’ye göre benlik, biyolojik derinin işlevleri model alınarak inşa edilen bir ruhsal zardır. Deri-Ben:

  • İçeride tutma: Ruhsal enerjinin ve iyilik halinin dışarı sızmasını önleyen bir zarf görevi görür.
  • Sınır ve filtre: Dışarıdan gelen aşırı uyarıcıları süzer; “ben” ile “ben olmayan” arasına çizgi çeker.
  • İlk temas yüzeyi: Ötekiyle duygusal alışverişi sağlayan ortak bir ayna işlevi görür.

Eğer erken dönem temaslar zedelenmiş, istismarla delinmiş ya da yetersiz kalmışsa, Deri-Ben işlevini yitirir; ruhsallık ya her türlü uyarıcıya açık korumasız bir yaraya dönüşür ya da içine kimsenin giremediği katı bir zırha bürünür.

Savunmaların Yaşam Boyu Dönüşümü: Çocukluktan Yetişkinliğe Kabuk Bağlamak

Kapsayan bir çevrenin yokluğu ya da çatlayan bir kap, bireyin gelişimsel evreler boyunca bedenini ve zihnini gitgide katılaşan bir kalkan haline getirmesine yol açar. Çocukluk çağında bu çözülme kaygısı, kendini en ilkel duyusal tutunmalarla ele verir. Zihinsel bir sınıra kavuşamamış çocuk, varlığını duyumsayabilmek için parmak emmenin ötesine geçip tırnaklarını etine kadar kemirir, saçlarını koparır ya da ritmik bir biçimde bedenini sallayarak kendi sınırını arar. Kimi zaman klinik tablolarda dikkat dağınıklığı ya da kontrolsüz bir hiperaktivite gibi duran durum, özünde çocuğun dağılıp akıp gitmesini önlemek için kaslarını sürekli gergin tuttuğu, hareketi yapay bir sınır gibi kullandığı bir çırpınıştır. Dışarıdan gelen şefkatli dokunuşun yerini, çocuğun kendi bedenine çarparak oluşturduğu bu sert duyusal çit alır.

Ergenlikle birlikte biyolojik beden hızla dönüşüp çocukluk derisi adeta içeriden yırtılmaya başladığında, kapsanamayan ham duygular doğrudan tene saldırır. Bion’un alfa işlevinden geçememiş o zehirli tortu, söze dökülemediği için bedende yankı bulur. Ergenin kollarına attığı jilet kesikleri ya da kendine zarar verme pratikleri, sanılanın aksine yok olma değil; acı ve akan kan yoluyla “buradayım, sınırlarım var ve dağılmadım” deme çabasıdır. Deriye açılan bu fiziksel yaralar, içteki dipsiz boşluğu somut bir acıyla sınırlayan trajik bir ikinci deri işlevi görür. Kat kat giyilen siyah giysiler, bedeni adeta bir zırh gibi saran piercingler ya da anoreksiyada görüldüğü gibi bedeni kemikleşene kadar aç bırakıp dış dünyanın temasından yalıtmak, parçalanma korkusu yaşayan benliğin etrafına çekilen çaresiz tahkimatlardır.

Yetişkinlikte ise bu bedensel çitler daha karmaşık, soyut ve katılaşmış bir karaktere bürünür. Esther Bick’in tarif ettiği kas gerginliği, Wilhelm Reich’ın ifadesiyle bir “karakter zırhı” haline gelir; kişi duygusal yakınlıktan dehşetle kaçar, hissetmek yerine sürekli analiz eder, aşırı rasyonel ve entelektüalize edilmiş bir dille zihninin etrafına aşılmaz duvarlar örer. Bir diğer uçta ise zırh yeniden etten kemikten kurulur; bedeni acımasızca kas kütlesine boğarak dışarıdan gelecek her türlü kırılganlığa kapatan kompulsif beden inşası belirir. Fakat bu zırhlar çatladığında, Anzieu’nün “delik Deri-Ben” dediği zemin açığa çıkar; egzama, sedef ya da açıklanamayan döküntüler gibi dermatolojik semptomlar nükseder. Zihnin sindiremediği, sınır koyamadığı her şey, konuşamayan tenin iltihaplanarak dünyaya set çekmesiyle somatize olur.

Sonuç

Ruhun mimarisi, erken dönemde bize sunulan o görünmez örtülerin kalitesiyle şekillenir. Winnicott’ın kollarında tutulan, Bion’un zihninde arınan, Bick’in dikkat çektiği sızma felaketinden kurtulan ve Anzieu’nün tanımladığı sağlam bir Deri-Ben ile çevrelenen birey; savunmacı kabuklara hapsolmadan, dünyayla temas ederken dağılmayacağını bilen esnek ve geçirgen bir benliğe kavuşur. Terapi odasında aranan şey de çoğu zaman geçmişte inşa edilememiş o kapsayan kucağı yeniden kurmak ve hastanın katılaşmış ikinci derisini çözerek ruhunu kendi tenine güvenle yerleştirmektir.

Referanslar

  • Anzieu, D. (1989). The Skin Ego. New Haven: Yale University Press. (Özgün basım: Le Moi-peau, 1985).
  • Bick, E. (1968). The experience of the skin in early object-relations. The International Journal of Psychoanalysis, 49(2-3), 484–486.
  • Bion, W. R. (1962,2014). Yaşayarak Öğrenmek. Bağlam Yayınları
  • Bion, W. R. (1967, 2017). Tereddütlü Düşünceler: Psikanaliz Üzerine Seçilmiş Makaleler. Metis Yayınları London: Heinemann.
  • Winnicott, D. W. (1960). The theory of the parent-infant relationship. The International Journal of Psychoanalysis, 41, 585–595.
  • Winnicott, D. W. (1971,1998). Oyun ve Gerçeklik. Metis Yayınları.