Yalan söyleme davranışı, bireyin iç dünyasındaki özerkleşme, sınır inşa etme ve nesne ilişkilerini düzenleme çabalarının dolaylı bir ifadesidir. Çocuğun gelişim sürecinde bir düşünceyi, duyguyu veya fanteziyi ebeveynine açıklamamayı seçebileceğini fark etmesi, dış dünyadan ayrı özel bir iç dünyaya sahip olduğu bilincini doğurur. Bu nedenle çocuğun söylediği ilk yalan, ayrışma ve özerklik yolunda atılmış hayati bir adımdır. Çocuk, ötekinin zihnine bir yalan yerleştirip ebeveynin buna verdiği tepkiyi gözlemleyerek kendi içsel gerçekliğini keşfeder ve bu deneyim aracılığıyla kendi zihnini daha iyi tanır.
Çocuklukta yalan söylemek oldukça yaygın ve gelişimsel olarak normaldir. En zararsız haliyle yalan, sembolik düşüncenin bir ürünüdür ve “mış gibi yapma” (oyun/kurgu) davranışı ile yakın akrabadır. Büyümekte olan çocuk, gerçekleşebilecek hayali bir olayı gerçekleşmiş gibi sunarak, kendi mutlak kontrolünden giderek uzaklaşan dış dünya üzerinde bir kontrol ve güç hissi kazanır.
Birey büyüdükçe kontrol edemediği dış dünya karşısında, yalan veya kurgu vasıtasıyla kontrol ve güç hissi elde eder; kendi iç gerçekliğini ötekinin tepkileri üzerinden keşfeder. Bu doğrultuda yalan söyleme davranışı sadece başkasına saldırmak veya onu kandırmak (sadist yalan) olarak değil, çoğunlukla bir “kendini koruyucu yalan” ve D. W. Winnicott’ın tanımıyla bir “umut semptomu” olarak değerlendirilir.
Yalanın kökleri, doğadaki kamuflaj ve aldatma stratejilerine dayanır. Varoluşsal açıdan bakıldığında, “ötekinin” varlığı ve ötekinin zihninin hiçbir zaman tamamen şeffaf olmaması (opaklığı), insanı kendi zihinsel alanını korumak için yalan söylemeye iter. Yunancada “gerçek” kelimesi “açık/açıklık” anlamına gelirken; “yalan” kelimesi “kavisli/eğri” anlamına gelir.
Yalan, ötekiyle doğrudan kafa kafaya çarpışmanın getireceği tehlikeden kaçınmak ve nesnenin etrafından dolanmak (zihinsel bir dolaylama) için kullanılır. W. R. Bion’un belirttiği gibi, gerçeğin aksine yalan, birey tarafından sıfırdan kurgulandığı için benliğe ait bir “mülk” hissi verir. Yalan söyleyen kişi, ötekinin neye inanacağını belirlediği illüzyonunu yaşayarak belirsizlik karşısında mutlak bir kontrol duygusu elde eder.
Yalanın Üç Temel Psikolojik Biçimi (Kendilik nesnesi Konfigürasyonları)
Yalanın (özellikle sadist nitelikteki yalanların) kökeni, çocuğun annenin tek sahibi olmadığını anladığı ve kendisini küçük/yetersiz hissettiği ilk deneyime dayanabilir. Çocuk zihinsel olarak “Sadece ikimiz varız sanıyordum ama bana yalan söyledin” duygusu yaşar; bu durum, çocuğun ebeveyn çifti tarafından dışlandığı ve “kandırılan” konumuna düşürüldüğü ilk aldatılma prototipini oluşturur. Bu çerçevede yalan üç temel psikolojik biçimde karşımıza çıkar:
Sadist Yalan: Temelinde ödipal aşağılanma, dışlanma ve kastrasyon kaygısı yatar. Buradaki amaç; ötekini kandırmak, kontrol etmek ve aşağılamaktır. Kişi geçmişte kendisinin düşürüldüğü “kandırılan/saftrik” konumunu, karşısındakine yaşatarak rol değişimi yapmaktadır. Ötekinin yalanı yutması ve kandırılması, yalancıya narsisistik bir zafer ve haz verir.
Ulaşılamaz Nesneye Karşı Kendini Koruyucu Yalan: Ötekinin (ebeveynin/terapistin) duygusal olarak uzak, belirsiz veya ilgisiz hissedildiği durumlarda ortaya çıkar. Bu yalan, Winnicott’ın tanımıyla bir “umut semptomudur.” Ergen veya genç, ebeveynini ya da bağ kurduğu kişiyi duygusal olarak uzak veya yetersiz hissettiğinde sevilmeyeceğini düşündüğü “gerçek” benliği yerine hayranlık uyandıran, kahramanca veya başarılı “sahte” bir benlik (False Self) sunar. Amacı, ötekinin sevgisini ve ilgisini garantiye alarak terkedilme ve değersizlik kaygısını yatıştırmaktır.
İstilacı Nesneye Karşı Kendini Koruyucu Yalan: Bireyin iç dünyasında aşırı müdahaleci, işgalci ve boğucu bir nesne figürü (örneğin baskıcı bir ebeveyn) olduğunda tetiklenir. Ergenin burada yalan söylemesindeki amaç bireysel sınırları korumak ve mahremiyet alanı açmaktır. Yalan burada koruyucu bir paravan işlevi görür. Ergen, işgalci ikili ilişkinin boğuculuğunu hafifletmek ve araya mesafe koymak için hayali bir “üçüncü” öge (uydurma sevgililer, bahaneler) sokarak zihinsel varlığını korur.
Sigmund Freud’un “Küçük Hans” vakasına atıfla belirtildiği gibi, çocukların uydurduğu yalanlar bazen ebeveynlerin kendilerini cinsel konularda (örneğin leylek masalı gibi) bilgilendirirken eksik veya yanlış bilgi vermesine karşı bir misilleme ve narsisistik yaralanmayı tersine çevirme çabası olarak da ortaya çıkar.
Özellikle travma, ihmal veya evlat edinilme geçmişi olan ergenlerde yalanlar, hayatlarındaki belirsiz boşlukları doldurma ve kendi özsaygılarını onarma çabası olarak görülür. Bu tür yalanlar kurgusal bir hikaye gibi işlev görerek genç bireyin zihinsel bütünlüğünü korumasına yardımcı olur. A. Lemma’ya göre yalanlar asla sıradan uydurmalar değildir; her yalanın içinde bireyin içsel nesne ilişkilerine, korkularına ve arzularına dair derin bir duygusal gerçeklik yatar. Yalancının kurduğu kurgu, onun kuramadığı doğrudan iletişimin dolaylı bir dışavurumudur.
Ergenlerde Yalan Söyleme Motivasyonları ve Ahlaki Değerlendirmeler
Ergenlikte yalan söyleme davranışı; hem doğrudan bir eylemde bulunarak yalan söyleme hem de gerçeği saklayarak veya sessiz kalarak yalan söyleme boyutlarıyla incelenir. Ergenler, bir arkadaşlarının öğretmen veya ebeveyn tarafından cezalandırılmasını önlemek ya da arkadaşlarına yardım etmek amacıyla söylenen yalanları daha hoşgörüyle karşılamaktadır. Örneğin, arkadaşının ailesinin katı tutumunu bildiği için ailesine yalan söylemek veya öğretmenini kandırmak ergenler gözünde “savunulabilir” veya “hafifletilebilir” eylemler kategorisinde yer almaktadır. Buradaki temel motivasyon bir arkadaşı korumaktır.
Buna karşılık ergenler, anne babadan gelecek cezalardan korktuğu için kendilerini korumak amacıyla da yalan söyleyebilirler. Cezadan kaçınmak motivasyonuyla yalan söyleme davranışına başvurulsa da anne babadan gelecek bir cezadan korkulduğu için yalan söylenmesi ve durumun ebeveynlerin “anlayışsızlığına” bağlanması ergenlerin kendi gözünde dahi kabul edilemez bulunmaktadır. Ayrıca bir arkadaşı incitmek, hakkında dedikodu veya yalan yaymak ya da doğrudan kişisel bir menfaat elde etmek amacıyla yalan söylemek ergenler tarafından son derece sert bir şekilde eleştirilmekte ve “savunulamaz” görülmektedir.
Gerçeği gizleme ve sessiz kalma boyutunda ise sınıfta yapılan bir kural ihlalinde kimin suçlu olduğunu bildiği halde “ispiyoncu” durumuna düşmemek veya başkaları konuşmadığı için susmak ergenler arasında daha fazla tolere edilen bir gerçeği saklama biçimidir. Ya da sorumluluk üstlenmek istemedikleri için bir hasara yol açıldığında doğrudan sorulmadığı sürece susmanın “yalan söylemek sayılmayacağı” düşüncesiyle gerçeği saklamaktadırlar. Ancak gerçeği saklama sonucunda masum bir kişi suçlanıyorsa, ergenler susmayı kesinlikle savunulamaz ve kabul edilemez bir yalan biçimi olarak değerlendirirler.
Cinsiyetlere bakıldığında, erkek ergenler, kız ergenlere kıyasla yalan söyleme dahil tüm kural dışı eylemleri daha yüksek düzeyde tolere etmektedir. 14 yaş civarında (orta ergenlik) kural dışı eylemleri ve yalanı onaylama oranında bir tepe noktası gözlenmektedir. Bu durum, bu yaş döneminde akran grubuyla uyum sağlama ve arkadaşları ne pahasına olursa olsun destekleme arzusunun zirve yapmasıyla açıklanmaktadır.
Aile İçi Dinamikler ve İletişim
Sık yalan söyleyen ergenlerin ebeveynlerine karşı yüksek düzeyde gizlilik tuttuğu ve duygu ile yaşantılarını ebeveynleriyle paylaşma düzeylerinin belirgin şekilde düşük olduğu görülmektedir. Yalan söyleme sıklığının artmasıyla genel iletişim kalitesi düşer.
Ebeveynler kandırılma korkusu yaşadıkları veya ergenin sözlerine olan güvenlerini yitirdikleri için çocuklarıyla diyalog kurma sürelerini azaltabilmektedir. Yalan söyleme davranışı ebeveyn-çocuk arasındaki güven bağını zedelemekte olup karşılıklı güvenin azalmasıyla birlikte ebeveyn ve ergen arasında duygusal kopukluk ve yabancılaşma hissi artar.
Ergenin yalan söylemesi, ebeveynlerin çocuklarının nerede, kiminle olduğu ve ne yaptığı hakkındaki bilgisini doğrudan azaltmakta. Bu olumsuz ilişki cinsiyetler arasındaki farklara bakıldığında kız ergenlerde daha öne çıktığını görülmekte.
Sık yalan söyleyen ergenlerin ebeveynleri, çocuklarına soru sorma ve haber alma çabalarını da zamanla azaltmaktadır. Sık yalan söyleyen ergenlerin dürtü kontrolü ve öz-denetim sağlama becerilerinin düşük olduğu görülmektedir. Yalan söyleme sıklığı ise hem ebeveyn bildirimlerinde hem de ergenlerin kendi bildirimlerinde fiziki ve sözlü saldırgan davranışlarla belirgin düzeyde ilişkilidir. Bu ergenler daha yüksek seviyede depresif mod ve yaşam stresi bildirmekte; genel özsaygıları daha düşük ve özellikle kız ergenlerde yalnızlık hissi daha yüksek seyretmektedir.
Ebeveyn tutumu ve bağlanma biçimleri de yalan söyleme sonrasındaki duygusal süreçleri doğrudan etkiler. Anneye güvenli bağlanan ergenlerde, yalan söyleme senaryosu karşısında suçluluk ve utanç hissetme eğilimi daha yüksek bulunmuştur. Ergen yalan söylediğinde ebeveynin demokratik bir yaklaşım (nedenini soran, dürüstlüğün önemini vurgulayan ve iletişime açık tutum) sergilemesi, ergenlerde hatayı onarıcı ve telafi edici bir duygu olan suçluluk duygusunu güçlendirmektedir. Özellikle babasına güvensiz bağlanan ergenler, yalan söyledikten sonra demokratik bir baba tutumuyla karşılaştıklarında, yaptıkları hatayı telafi etme isteği uyandıran suçluluk duygusunu anlamlı derecede daha fazla hissettiklerini bildirmişlerdir.
Otoriter ve sert cezalandırıcı ebeveyn tutumları ergenin içsel olarak hatasını onarma motivasyonunu artırmazken; demokratik tutum ergenin dürüstlük normunu benimsemesine ve ilişkisini tamir etme isteğine katkı sağlamaktadır.
Yazar: Psikolog Selin Emrin Kayran & Klinik Psikolog Yener Yüksel
Kaynakça ve İleri Okumalar:
Dykstra, V. W., Willoughby, T., & Evans, A. D. (2020). Lying to friends: Examining lie-telling, friendship quality, and depressive symptoms over time during late childhood and adolescence. Journal of Adolescence, 84, 123-135. https://doi.org/10.1016/j.adolescence.2020.08.003
Engels, R. C., Finkenauer, C., & Van Kooten, D. C. (2006). Lying behavior, family functioning and adjustment in early adolescence. Journal of Youth and Adolescence, 35(6), 949-958.
Keltikangas-Järvinen, L., & Lindeman, M. (1997). Evaluation of theft, lying, and fighting in adolescence. Journal of Youth and Adolescence, 26(4), 467-483.
Lemma, A. (2005). The many faces of lying. The International Journal of Psychoanalysis, 86(3), 737-753.
Saylık, F. Z., & Gezici Yalçın, M. (2018). Otoriter veya Demokratik Ebeveyn Tutumunun ve Ebeveyne Bağlanma Biçiminin Suçluluk ve Utanç Duygularına Etkisinin Yarı-Deneysel Yöntemle İncelenmesi. Studies in Psychology, 38(2), 95-127. https://izlik.org/JA72JE64XK