Uzun yıllar boyunca çocukların depresyon belirtileri gösteremeyeceğine dair yaygın bir kanı hem psikiyatri hem psikoloji çevrelerinde yaygındı. Çocuklara aslında acıdan, kederden ve üzüntülerden uzak bir var oluş affediyor olmak biz yetişkinlerin bir yanılgısı. Oysa hem bebeklerde hem çocuklarda depresyon görülmektedir ve 1970’li yıllardan itibaren tüm dünyada kabul gören bir durumdur.
Psikanalitik ekole göre temelini nesne kaybı endişesine dayandıran depresyonda gerçek bir kayıp ya da yas durumundan söz etmeyiz. Sevilen bir kişinin gerçek bir kaybı sonrasında kişi yoğun duygulanımlar ile birlikte bir yas sürecine girer, sonrasında bu yas sona erer ve kişi gündelik yaşantısına geri döner. Klinik anlamda bir depresyondan bu noktada söz konusu değildir. Freud (1915) ünlü makalesi Yas ve Melankoli’de bu durumu çok iyi bir şekilde özetlemektedir. Melankoli yastan farklı olarak bilinçdışı bir kayıp durumunda gözlemlenir ve kişi kaybedilen nesnenin ne olduğunu çoğu zaman göremez; kişi bilinçli olarak neyi kaybettiğini fark edemez.Bazen birini kaybetse bile, kişiye neyi kaybettirdiğini anlamlandıramaz. Psikanalitik yaklaşımda depresyon “kalıcı bir şekilde, içselleştirilmiş dayanaktan yoksun kalmış olmanın çaresizliği” olarak ele alınır.
Önemli olan nokta ise yetişkin depresyonu ve çocuklardaki depresyonun görünümlerinin birbirinden farklı olmasıdır. Yetişkin depresyonunda klasik olarak bildiğimiz üzüntü, keder, umutsuzluk, uykusuzluk, içe kapanma, iştah kaybı, hayattaki ilgi alanlarına dair ketlenme gibi belirtiler gözlemleriz.Yapılan çalışmalarda 6-11 yaşındaki çocukların depresyon tanısı alma oranı 0-2.5% arasında değişmektedir,, fakat önemli olan bir diğer nokta aynı yaş grubundaki çocukların depresyon belirtileri gösterme oranının 17% gibi yüksek bir oranda olmasıdır. Bu noktaki farklılığın ortaya çıkmasının DSM (APA,2015) tanı kriterlerine göre çocuklara sıklıkla Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Davranış Bozukluğu gibi tanıların koyulmasıdır. Oysa bir çok psikiyatrist, psikanalist ve klinik psikoloğa göre bu bozukluklar kendi başlarına bir sendrom değil, altta yatan asıl nedenin habercisi niteliğinde belirtilerdir (Claudon, 2008; Chagnon ve Lara, 2012). Çocukların yaklaşık % 5′inin, ergenlerin ise % 5-10′unun depresyona maruz kaldığı biliniyor. Stres altında bulunan çocuklar, kayıp yaşayan çocuklar veya dikkat, öğrenme, davranış veya anksiyete bozukluğu olan çocukların depresyona yakalanma riski daha fazla. Ailesel yatkınlıkta çocukta depresyon gelişmesinde çok etkili bir faktör.
Bazı görüşlere göre (Papazian ve ark., 2012); depresyon için temel olarak sadece hüzün ve kendini değersizleştirme belirtileri gözlemlenmeli ve diğer her durumda klinik belirtiler ne olursa olsun depresyondan olarak tanımlanmamalıdır. Bu bakış açısından farklı olarak depresyon durumunda gözlemlenen hüzün, keder gibi belirtilere bireyin verdiği manik savunmalar (kayıtsızlık, aşırı gülme, her şeyi önemsiz görme veya aşırı hareketlilik vb.) ve kendini değersizleştirmeye karşı narsisistik savunmalar (tümgüçlülük gibi) altta yatan depresyonu gizleyebilmektedir. Özellikle yetişkin bireyler için tanımlanmış “maskeli depresyon” kavramı 1974 yılında Cytrn ve Mac Knew tarafından çocuklar içinde yeniden değerlendirilmiş ve yoğunluklu olarak okul başarısızlıkları, saldırganlık, davranış sorunları, somatik sorunlar ve hiperaktivite belirtileri ile birlikte depresyonun ortaya çıktığını savunmuştur.
Depresyonun en önemli noktası kuşkusuz suçluluk duygusudur. Andre Green “ölü anne” tanımından bahsederken fiziksel olarak var olan ruhsal olarak kayıp olan bir anneden bahsetmedir; “bebek anneye bakıyor, anne ise başka yere…bebeğin duygulanımları annede asla karşılık bulmaz, anlamlandırılamaz ve bebek kendini boşluğa düşmüş hisseder, karşısındaki ölü bir annedir”. Zamanla çocuk bu ölü anne nesnesini kendi içine alacak ve onunla özdeşleşecektir, böylece iç dünyada bir boşluk ve bir çöl hakim olacaktır. Çocukta “kötü nesne” ile özdeşleşmeye sebebiyet verecektir çünkü iyi olan sevilen nesneye zarar veren kendisidir. Klein’ın bahsettiği gibi insanoğlu bilinçdışında her zaman iyi ile birleşmeye ve onu korumaya eğitilim göstermektedir. Zihnindeki kötü olanı dışarı atmak dışarıdaki iyi olanı içeriye almak temel prensiptir. Depresif belirtilerde kötü nesne ile özdeşleşen çocuk suçluluktan ve bu kötü olandan kurtulmak için kendini cezalandırma eğiliminde olabilir; çünkü ceza bilinçdışında suçluluk duygusundan kurtulmanın tek yoludur. Ceza alınır ya da bedel ödenir böylece suçluluk duygusu hafifler, yeni bir başlangıç için fırsat yakalanır (Freud, 1923).
Yazar: Klinik Psikolog Yener Yüksel
Kaynak: Neslihan Zabcı / Çocukluk Çağı Depresyonu: Psikanalitik Yaklaşım, Eksiklik, Ayrılık ve Ötesi – Psikanaliz Defterleri 5