Öncelikle hatırlamak gerekirki nefret ve aşk basit bir tersine dönme ilişkisi değildir, her ikiside kendilerine has özgün gelişimlere bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Nefret aslında aşktan çok daha eskidir, anne karnındaki bir bebek için başlangıçta güvenli ve korunaklı ortamındayken dış dünyanın reddi ile başlayan bir dayanak noktası vardır.
Nefretin ötekine yansıtılmasında iki temel amaç vardır. Kişinin saldırgan dürtülerin yarattığı yükten kurtulması ve iç-dış sınırlar arasındaki (özne ve nesne) sınırları güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Nefret her zaman bir ayrışma ve farklılaşma hareketi içerisinde oluşmaktadır. Nefret dolu hareketler öteki tarafından istila edilmeyi engeller, ötekinin yakınlığının yarattığı bağımlılığı anımsatır ve bu kafa karıştırcıdır.
Özellikle latans(6-12yaş) sonrası ergenliğin başlaması ile anne ve babalardan sıklıkla duyduğumuz sözler “sessiz sakin çocuk gitti, kapıları çarpan her şeye HAYIR diyen bir çocuk geldi…”, “…bizde ergen olduk ama bununla nasıl baş edeceğimizi bilemiyoruz…” gibi yakınmalardır. Tıpkı ergen birey gibi anne babanında kafası karışmıştır ve bu yeni durum ile ne yapacağını bilemez. Ergen bireyin anne ve babadan ayrışması ve kendi bireyselliğini oluşturabilmesi için kendine ait zemine ihtiyaç vardır. Bu zemini en kolay inşa etmenin yolu genellikle ebeveynlere HAYIR diyerek sınır koymak, kapıları kilitlemek ve tüm yetişkinlere karşı nefret ile yaklaşmaktır. Sıklıkla aileler ile çalışırken yaş gelişim özellikleri kadar ergenliliğin gereklilikleri ve ihtiyaçları üzerinede görüşürüz ki bu ayrışma-bireyselleşme sürecinde ergenler ile daha etkin iletişim kanalları geliştirebilsinler.
Yetişkinlerin kapsayıcı ve olumlu-olumsuz tüm duyguları taşıyıcı rolü ergenin temelde ihtiyacı olan ilk şeydir.
Yazar: Klinik Psikolog Yener Yüksel