Ergenlik, bireyin çocukluktan yetişkinliğe geçiş yaparken hem biyolojik hem de psikososyal açıdan radikal değişimler yaşadığı, özerklik ve kimlik kazanımı çabalarının yoğunlaştığı kritik bir dönemdir. Bu süreçte yalan söyleme davranışıyla sıklıkla karşılaşmakta olup; bu davranış sadece basit bir kural ihlali veya ahlaki kusur olarak görülmez, bireyin içsel nesne ilişkilerini, ayrışma-bireyselleşme arzularını, ebeveyn ve akran dinamiklerini yansıtan psikolojik bir dışavurum olarak da ele alınır.
Çocukluktan Ergenliğe: Yalan Kavramının Gelişimsel Dönüşümü
Çocukluktan ergenliğe geçişte yalan kavramının algılanışı ve zihinsel temsili niteliksel bir değişime uğrar. Erken çocukluk döneminde yalan kavramı çoğunlukla ifadenin olgusal doğruluğuna göre tanımlanır. Bu evrede bir çocuk, doğru olduğuna inanarak söylediği yanlış bir bilgiyi dahi yalan kabul edebilmektedir. Buna karşın 12–19 yaşları kapsayan ergenlikle birlikte yalan kavramı üç temel semantik ögeden oluşan daha olgun ve karmaşık bir yapı kazanır: İfadenin olgusal olarak yanlış olması, ifadeyi söyleyen ergenin bunun yanlış olduğuna inanması ve ifadeyi söyleyen kişinin karşı tarafı yanıltma niyeti taşıması.
Motivasyonel açıdan bakıldığında, çocukluktaki ilk yalanlar temel olarak ebeveyn yaptırımlarından ve cezadan kaçınma amacı taşır. Erken ergenlikle birlikte bu yapıda belirgin bir dönüşüm yaşanır; ödül elde etme, arkadaşları korumaya yönelik sosyal veya altruistik yalanlar ve ebeveyn denetimi dışındaki alanlarda özerklik kazanma gibi daha karmaşık motivasyonlar öne çıkar. Ergenlerin okul ve ev dışındaki ortamlarda akranlarıyla yetişkin gözetimi olmadan daha fazla zaman geçirmesi; alkol, sigara veya ailece onaylanmayan aktivitelerle tanışması, ebeveynlere yönelik yalan söyleme sıklığını artıran önemli bağlamsal etkenlerdir. Literatürde genel yalan söyleme sıklığının ergenlikte zirve yaptığı bilinmektedir. Türkiye’deki gençler ve üniversite öğrencileri üzerine yapılan araştırmalar da ergenlerin ve gençlerin en sık dışarı çıkma ve arkadaşlarıyla buluşma gibi konularda anne-babalarına yalan söylediğini göstermektedir.
Ergenlerde Yalan Söyleme Motivasyonları ve Ahlaki Değerlendirmeler
Ergenlikte yalan söyleme davranışı; hem doğrudan bir eylemde bulunarak yalan söyleme hem de gerçeği saklayarak veya sessiz kalarak yalan söyleme boyutlarıyla incelenir. Ergenler, bir arkadaşlarının öğretmen veya ebeveyn tarafından cezalandırılmasını önlemek ya da arkadaşlarına yardım etmek amacıyla söylenen yalanları daha hoşgörüyle karşılamaktadır. Örneğin, arkadaşının ailesinin katı tutumunu bildiği için ailesine yalan söylemek veya öğretmenini kandırmak ergenler gözünde “savunulabilir” veya “hafifletilebilir” eylemler kategorisinde yer almaktadır. Buradaki temel motivasyon bir arkadaşı korumaktır.
Buna karşılık ergenler, anne babadan gelecek cezalardan korktuğu için kendilerini korumak amacıyla da yalan söyleyebilirler. Cezadan kaçınmak motivasyonuyla yalan söyleme davranışına başvurulsa da anne babadan gelecek bir cezadan korkulduğu için yalan söylenmesi ve durumun ebeveynlerin “anlayışsızlığına” bağlanması ergenlerin kendi gözünde dahi kabul edilemez bulunmaktadır. Ayrıca bir arkadaşı incitmek, hakkında dedikodu veya yalan yaymak ya da doğrudan kişisel bir menfaat elde etmek amacıyla yalan söylemek ergenler tarafından son derece sert bir şekilde eleştirilmekte ve “savunulamaz” görülmektedir.
Gerçeği gizleme ve sessiz kalma boyutunda ise sınıfta yapılan bir kural ihlalinde kimin suçlu olduğunu bildiği halde “ispiyoncu” durumuna düşmemek veya başkaları konuşmadığı için susmak ergenler arasında daha fazla tolere edilen bir gerçeği saklama biçimidir. Ya da sorumluluk üstlenmek istemedikleri için bir hasara yol açıldığında doğrudan sorulmadığı sürece susmanın “yalan söylemek sayılmayacağı” düşüncesiyle gerçeği saklamaktadırlar. Ancak gerçeği saklama sonucunda masum bir kişi suçlanıyorsa, ergenler susmayı kesinlikle savunulamaz ve kabul edilemez bir yalan biçimi olarak değerlendirirler.
Cinsiyetlere bakıldığında, erkek ergenler, kız ergenlere kıyasla yalan söyleme dahil tüm kural dışı eylemleri daha yüksek düzeyde tolere etmektedir. 14 yaş civarında (orta ergenlik) kural dışı eylemleri ve yalanı onaylama oranında bir tepe noktası gözlenmektedir. Bu durum, bu yaş döneminde akran grubuyla uyum sağlama ve arkadaşları ne pahasına olursa olsun destekleme arzusunun zirve yapmasıyla açıklanmaktadır.
Aile İçi Dinamikler ve İletişim
Sık yalan söyleyen ergenlerin ebeveynlerine karşı yüksek düzeyde gizlilik tuttuğu ve duygu ile yaşantılarını ebeveynleriyle paylaşma düzeylerinin belirgin şekilde düşük olduğu görülmektedir. Yalan söyleme sıklığının artmasıyla genel iletişim kalitesi düşer.
Ebeveynler kandırılma korkusu yaşadıkları veya ergenin sözlerine olan güvenlerini yitirdikleri için çocuklarıyla diyalog kurma sürelerini azaltabilmektedir. Yalan söyleme davranışı ebeveyn-çocuk arasındaki güven bağını zedelemekte olup karşılıklı güvenin azalmasıyla birlikte ebeveyn ve ergen arasında duygusal kopukluk ve yabancılaşma hissi artar.
Ergenin yalan söylemesi, ebeveynlerin çocuklarının nerede, kiminle olduğu ve ne yaptığı hakkındaki bilgisini doğrudan azaltmaktadır. Bu olumsuz ilişki cinsiyetler arasındaki farklara bakıldığında kız ergenlerde daha öne çıktığını görülmektedir.
Sık yalan söyleyen ergenlerin ebeveynleri, çocuklarına soru sorma ve haber alma çabalarını da zamanla azaltmaktadır. Sık yalan söyleyen ergenlerin dürtü kontrolü ve öz-denetim sağlama becerilerinin düşük olduğu görülmektedir. Yalan söyleme sıklığı ise hem ebeveyn bildirimlerinde hem de ergenlerin kendi bildirimlerinde fiziki ve sözlü saldırgan davranışlarla belirgin düzeyde ilişkilidir. Bu ergenler daha yüksek seviyede depresif mod ve yaşam stresi bildirmekte; genel özsaygıları daha düşük ve özellikle kız ergenlerde yalnızlık hissi daha yüksek seyretmektedir.
Ebeveyn tutumu ve bağlanma biçimleri de yalan söyleme sonrasındaki duygusal süreçleri doğrudan etkiler. Anneye güvenli bağlanan ergenlerde, yalan söyleme senaryosu karşısında suçluluk ve utanç hissetme eğilimi daha yüksek bulunmuştur. Ergen yalan söylediğinde ebeveynin demokratik bir yaklaşım (nedenini soran, dürüstlüğün önemini vurgulayan ve iletişime açık tutum) sergilemesi, ergenlerde hatayı onarıcı ve telafi edici bir duygu olan suçluluk duygusunu güçlendirmektedir. Özellikle babasına güvensiz bağlanan ergenler, yalan söyledikten sonra demokratik bir baba tutumuyla karşılaştıklarında, yaptıkları hatayı telafi etme isteği uyandıran suçluluk duygusunu anlamlı derecede daha fazla hissettiklerini bildirmişlerdir.
Otoriter ve sert cezalandırıcı ebeveyn tutumları ergenin içsel olarak hatasını onarma motivasyonunu artırmazken; demokratik tutum ergenin dürüstlük normunu benimsemesine ve ilişkisini tamir etme isteğine katkı sağlamaktadır.
Yazar: Psikolog Selin Emrin Kayran & Klinik Psikolog Yener Yüksel
Kaynakça ve İleri Okumalar:
Dykstra, V. W., Willoughby, T., & Evans, A. D. (2020). Lying to friends: Examining lie-telling, friendship quality, and depressive symptoms over time during late childhood and adolescence. Journal of Adolescence, 84, 123-135. https://doi.org/10.1016/j.adolescence.2020.08.003
Engels, R. C., Finkenauer, C., & Van Kooten, D. C. (2006). Lying behavior, family functioning and adjustment in early adolescence. Journal of Youth and Adolescence, 35(6), 949-958.
Keltikangas-Järvinen, L., & Lindeman, M. (1997). Evaluation of theft, lying, and fighting in adolescence. Journal of Youth and Adolescence, 26(4), 467-483.
Lemma, A. (2005). The many faces of lying. The International Journal of Psychoanalysis, 86(3), 737-753.
Saylık, F. Z., & Gezici Yalçın, M. (2018). Otoriter veya Demokratik Ebeveyn Tutumunun ve Ebeveyne Bağlanma Biçiminin Suçluluk ve Utanç Duygularına Etkisinin Yarı-Deneysel Yöntemle İncelenmesi. Studies in Psychology, 38(2), 95-127. https://izlik.org/JA72JE64XK