“Birinin Varlığında Yalnız Kalabilmek”
Winnicott’un çocuk gelişim literatürüne kazandırdığı en paradoksal ve derinlikli kavramlardan biri, “başka birinin varlığında yalnız kalabilme kapasitesi” (the capacity to be alone in the presence of someone) kavramıdır. Geleneksel kültürümüzdeki “Bırak kendi halinde oylansın” sözünün arkasındaki o sezgisel deha, aslında tam olarak bebeğin bu gelişimsel başarısına işaret eder. Winnicott’a göre yalnız kalabilme kapasitesi, duygusal olgunluğun en üst düzey göstergelerinden biridir. Ancak bu kapasite, sanıldığı gibi kendi başına, izole bir şekilde gelişmez. Bebek, bu beceriyi ancak güvenilir bir ötekinin (genellikle annenin) mevcudiyetinde yalnız kalma deneyimleri yoluyla kazanır.
Benlik İlişkiselliği (Ego-Relatedness): Bebek dingin bir halde, dışarıdan gelen hiçbir dürtüsel talep (açlık, alt ıslatma vb.) veya çevresel istila (impingement) altında ezilmeden sadece “var olmak” ister. Eğer anne, bebeğin bu dingin yalnızlık anlarını yersiz uyarılarla bölmez ve talepsiz bir şekilde sadece orada fiziksel olarak bulunursa, bebek güvenli bir ara alan deneyimler
Güvenin İçselleştirilmesi: Çocuk, kendisini seven ve her an ulaşabileceği ebeveyninin varlığına güvenerek oynar. Zamanla bu dışsal güvenilir çevre içselleştirilir ve çocuk artık ebeveynine sürekli fiziksel olarak ihtiyaç duymadan, kendi iç dünyasında güvenle yalnız kalabilir ve yaratıcı oyunlar kurabilir
Yetişkinlikte “kendi halinde oynama,” çocukluktaki o oyuncaklarla yerde oturma halinin bir uzantısı olarak hayat bulur.Winnicott bu alanı “Potansiyel Mekân” (Potential Space) ve “Kültürel Deneyim” (Cultural Experience) olarak adlandırır. Bu potansiyel alan, annenin bebeğe sunduğu güvenli ve kapsayıcı ilişki içinde gelişir. Çocuk burada hem hayal kurabilir hem de dış dünyayı keşfedebilir; ne tamamen kendi iç dünyasındadır ne de dış gerçekliğin katı kuralları içindedir. Bu nedenle potansiyel alan, oyunun, yaratıcılığın ve sembolik düşüncenin geliştiği yerdir. Çocuk oyun oynarken yalnızca eğlenmez; kendini ifade eder, yeni anlamlar üretir ve spontane biçimde var olmayı deneyimler. Winnicott’a göre bu spontane yaratıcılık, gerçek benliğin en önemli ifadesidir. Yetişkinlikte de sanatın, kültürün, oyunun ve yaratıcı üretimin beslendiği, kendi duygularımızla temas edebildiğimiz bir psikolojik alandır.
Türkiye’de Kendi Halinde Kalmak
Türkiye’de toplumsal yapı, bireysellikten ziyade ilişkisellik ve topluluk bağları (symbiosis) üzerine kuruludur. Çoğu geleneksel ailede, bir yetişkin odasının kapısını kapatıp “kendi halinde kalmak” istediğinde bu durum sıklıkla bir patoloji veya küskünlük olarak algılanır: “Nen var senin? Niye surat asıyorsun? Niye yalnız oturuyorsun?” gibi sorularla kişinin alanı istila edilir (impingement).
Çocukluğunda yalnız oynamasına, boş boş durup hayal kurmasına izin verilmeyen; sürekli misafirlerin önünde şiir okumaya, uslu durmaya, ebeveyninin kaygılarını dindirmek için “görevler yapmaya” zorlanan çocuklar, büyüdüklerinde kusursuz birer “Sahte Kendilik” (False Self) geliştirirler.
Misafire şiir okuması beklenen, ebeveynin anksiyetesini yatıştırmak için “uslu” durmaya şartlanan çocuk; yetişkinlikte çevrenin beklentilerini sezmede uzmanlaşmış bir Sahte Kendilik (False Self) inşa eder. Bu birey, kendi içine döndüğünde dışsal bir talep bulamazsa dehşet verici bir “psişik boşluk” (unintegration) hisseder.
Modern yetişkinin durmaksızın çalışmak, sürekli telefon kaydırmak ya da boş zamanı bile “kişisel gelişim” adıyla performans alanına çevirmek; salt “var olma” (being) halinin yaratacağı terk edilme ve anlamsızlık kaygısına karşı bir manik savunmadır.
Winnicott, eylemsizliği psişik geri çekilme olan şizoid fantezi ile dış dünyayla yaratıcı temas kuran oyun/tefekkür arasında ayırır. Geleneksel tabirle “kendi halinde oylanmak”; hayattan kopuş değil, Gerçek Kendiliğin (True Self) Potansiyel Mekân’da (Potential Space) nesnelerle, sanatla ya da sadece düşüncelerle kurduğu yaratıcı bir oyundur.
Çevrenin taleplerine aşırı uyum sağlayan bu yetişkinler, “el alem ne der” süzgecinden geçmeden tek bir adım atamazlar ve yalnız kaldıklarında büyük bir boşluk ve anlamsızlık hissederler.Kültürel Bir Şifa Olarak “Kendi Halinde Oynamak” Türkiye’de yetişkinler için kendi halinde kalabilmek, bencilce bir uzaklaşma değil; tam aksine ruhsal bütünlüğümüzü korumak için en radikal ihtiyaçtır. Ancak kendi odasında, tülbentiyle, çayıyla, hobisiyle ya da hiçbir şey yapmadan sakince kalabilen yetişkin, dış dünyanın beklentilerinden sıyrılıp kendi “Gerçek Kendiliğiyle” (True Self) temas kurabilir
Kaynaklar
Winnicott, D. W. (1971). The use of an object and relating through identifications. In Playing and Reality (pp. 115-127). Routledge.
Yazan: Klinik Psikolog Yener Yüksel