Psikodinamik oyun terapisinde agresyon, bastırılması ya da ortadan kaldırılması gereken bir problem olarak değil; çocuğun iç dünyasına dair önemli bir iletişim biçimi olarak ele alınır. Çocuk, söze dökemediği çatışmaları, ihtiyaçları ve duyguları oyun aracılığıyla dışa vurur. Bu nedenle agresyon, çoğu zaman öfkenin ötesinde; hayal kırıklığı, kıskançlık, değersizlik, terk edilme korkusu ya da kontrol kaybı gibi daha derin duyguların bir temsilidir. Bu bakış açısı, çocuğun davranışına değil, davranışı doğuran duygusal sürece odaklanmayı mümkün kılar.
Oyun içinde agresyon farklı şekillerde gözlemlenebilir. Çocuk oyuncaklara zarar verebilir, figürler arasında yoğun çatışmalar kurabilir, tekrar eden “kötü karakter” temaları oluşturabilir ya da terapiste yönelen sembolik saldırganlık sergileyebilir. Bazı çocuklarda ise agresyon daha dolaylıdır; örneğin sürekli kazanan-güçlü olma ihtiyacı, kontrol etme arzusu ya da kuralları bozma eğilimi üzerinden kendini gösterebilir. Burada önemli olan yalnızca davranışın kendisi değil, nasıl, ne sıklıkta ve hangi bağlamda ortaya çıktığıdır. Özellikle ani yoğunlaşmalar, hızlı duygu değişimleri ya da küçük bir tetikleyiciye karşı aşırı tepkiler, çocuğun duygularını düzenlemekte zorlandığı anlara işaret edebilir. Bu anlar, terapötik olarak en kıymetli giriş kapılarını oluşturur.
Terapistin tutumu bu noktada belirleyicidir. Psikodinamik yaklaşımda terapist, çocuğun agresyonunu yargılamaz, bastırmaz ya da hemen düzeltmeye çalışmaz. Bunun yerine, çocuğun duygusunu kapsayan, adlandıran ve düzenlenebilir hale getiren bir pozisyonda kalır. Özellikle yoğun duyguların hızla yükseldiği anlarda terapist, çocuğun yaşadığı duyguyu fark edip yansıtmanın ötesine geçerek, bu duygunun ne kadar zorlayıcı olduğunu tolere edilebilir bir çerçeveye taşır. Örneğin, çocuk bir karakterin hep diğerine saldırdığı bir oyun oynuyorsa, “bu karakter çok kızgın görünüyor” demekle kalmayıp, “bu kadar büyük bir öfkeyi taşımak gerçekten zor, sanki kontrol etmek de çok güç geliyor” gibi bir müdahale, hem duyguyu tanır hem de çocuğun henüz regüle edemediği içsel durumu birlikte taşımayı içerir.
Bu süreçte terapist, duygunun yükselmesini tamamen engellemeye çalışmaz; aksine, çocuğun bu yoğun duyguyu güvenli bir ilişki içinde deneyimleyip yavaş yavaş düzenleyebilmesine alan açar. Ancak bu kapsayıcılık sınırsızlık anlamına gelmez. Terapist, çerçeveyi korur ve fiziksel zarar verme gibi durumlarda net sınırlar koyar. Bu sınırlar, yalnızca davranışı durdurmak için değil, aynı zamanda çocuğun taşan duygularının dışarıda tutulabileceği bir güvenli bir alan işlevi görür. Böylece çocuk, hem duygusunun kabul edildiğini hem de bu duygunun kontrol edilemez olmadığını deneyimler.
Ebeveynlerle çalışma da sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Çocuğun agresyonu çoğu zaman yalnızca bireysel bir özellik değil, ilişkisel bir düzenleme güçlüğünün yansımasıdır. Bu nedenle ebeveynlerin çocuğun duygusal yoğunluğuna nasıl eşlik ettiği, onu nasıl yatıştırdığı ya da tam tersine nasıl alevlendirdiği dikkatle ele alınır. Ebeveynler sıklıkla agresyonu “yaramazlık” ya da “şımarıklık” olarak etiketleyebilir ve cezalandırıcı ya da aşırı izin verici tepkiler arasında gidip gelebilir. Oysa burada kritik olan, çocuğun yaşadığı duygunun yoğunluğunu fark edebilmek ve bu yoğunluk karşısında düzenleyici bir rol üstlenebilmektir.
Ebeveynin kapsayıcı tutumu, çocuğun duygusunu yok saymadan ama davranışı da sınırsız bırakmadan bir denge kurmayı içerir. Örneğin, “kardeşine vuramazsın ama çok kızdığını görüyorum” demek, yalnızca bir sınır koyma değil; aynı zamanda çocuğun duygusunu birlikte taşıma girişimidir. Bunun bir adım ötesinde ise ebeveynin, çocuğun yükselen duygusunu fark edip erken aşamada müdahale edebilmesi önemlidir. Çocuğun giderek yoğunlaşan öfkesini ancak patlama noktasında değil, daha başındayken fark etmek ve onu regüle etmeye yardımcı olmak, agresyonun davranışa dökülmesini azaltır. Bu da ebeveynin, çocuğun içsel sinyallerine daha duyarlı hale gelmesini gerektirir.
Aynı zamanda ebeveynin kendi duygusal tepkilerini düzenleyebilmesi de kritik bir rol oynar. Çocuğun agresyonu karşısında ebeveynin hızla öfkelenmesi, geri çekilmesi ya da çaresizleşmesi, çocuğun düzenlenemeyen duygusunu daha da yoğunlaştırabilir. Bu nedenle ebeveynle çalışırken yalnızca çocuğun davranışını değil, ebeveynin bu davranış karşısında ne hissettiğini ve nasıl tepki verdiğini anlamak hedeflenir. Ebeveyn, çocuğun duygusunu düzenleyebilmek için önce kendi duygusunu düzenleyebilmeyi öğrenir.
Sonuç olarak psikodinamik oyun terapisinde agresyon, bastırılması gereken bir problem değil; anlaşılması ve düzenlenmesi gereken bir duygusal süreçtir. Terapist, çocuğun yoğun duygularını güvenli bir ilişki içinde tutarak onların düşünülmesini ve zamanla düzenlenmesini mümkün kılar. Ebeveynler ise bu sürecin aktif bir parçası olarak, çocuğun duygularını kapsayabilen, erken sinyalleri fark edebilen ve sınır koyarken ilişkiyi koruyabilen bir tutum geliştirdikçe, agresyon da giderek daha yönetilebilir ve anlamlandırılabilir hale gelir.
Kaynakça ve İleri Okumalar
Kottman, T. (2001). Play therapy: Basics and beyond. American Counseling Association.
Midgley, N., Ensink, K., Lindqvist K., Malberg, N., & Muller, N. (2017). Mentalization-Based Treatment for Children: A Time-Limited Approach. American Psychological Association. http://www.jstor.org/stable/j.ctv1chrzf2
Muir, E., Lojkasek, M., Cohen, N. (1999). Watch, Wait and Wonder: A manual describing a dyadic infant-led approach to problems in infancy and early childhood.
Winnicott, D. W. (1971). Playing and reality. Penguin.