Psikanalizde İkizlik: Aynılık ile Ayrışma Arasında

İkizler çoğu zaman dışarıdan bakıldığında bir benzerlik hikâyesi gibi görünür. Aynı yüz, aynı yaş, aynı başlangıç. Oysa psikanalitik açıdan ikizlik, benzerlikten çok daha fazlasını içerir ve insanın en temel sorularından birini görünür hale getirir: “Eğer benim bir ötekiyle bu kadar örtüşen bir versiyonum varsa, ben kimim?”

Bu soru, ikizler için yalnızca düşünsel değil, yaşanan bir deneyimdir. İkizler aynı zaman diliminde, çoğulukla aynı bakım verenlerle, benzer ritimler içinde büyürler. Bu ortaklık, aralarında güçlü bir “birlik” hissi yaratır. Ancak bu birlik, paradoksal bir şekilde, bireyselliği tehdit eden bir zemin de oluşturur. Çünkü kişi kendisini yalnızca “kendi” olarak değil, sürekli bir başkasıyla ilişkisi içinde deneyimler. Bu noktada ikiz, yalnızca bir kardeş değil; kişinin kendini kurduğu aynalardan biri haline gelir. Bu ayna ilişkisi basit bir yansıma değildir. İkiz, çoğu zaman yalnızca “benim gibi olan” değil, aynı zamanda “benim içimde olanın dışarıda görünen hali” gibi işlev görür. Kişi, kendi içinde taşıdığı bazı duyguları, arzuları ya da çatışmaları kardeşine yerleştirebilir. Böylece ikiz, yalnızca sevilen bir diğer değil; aynı zamanda kıskanılan, rekabet edilen, hatta zaman zaman uzaklaşılmak istenen bir figür olur. Bu yüzden ikiz ilişkilerinde sevgi ve düşmanlık birbirini dışlamaz; aksine çoğu zaman aynı bağın içinde birlikte var olur.

İkizliğin bu yoğun yapısı, psikanalitik olarak ambivalansın en belirgin göründüğü alanlardan biridir. Birine en çok bağlandığımız yerde, ondan kurtulma isteğinin de belirmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü ikiz, yalnızca sevilen bir nesneden ziyade kişinin kendi sınırlarını tehdit eden bir yakınlığa sahiptir. Bu yakınlık, bir yandan güven verirken, diğer yandan “ayrı bir ben” olabilme kapasitesini zorlar. Tam da bu nedenle, ikizlikte ayrışma süreci sıradan kardeş ilişkilerine göre çok daha karmaşıktır. Ayrılmak, sadece fiziksel ya da duygusal bir mesafe koymak değil; aynı zamanda “ben sen değilim” diyebilmektir. Ancak bu ifade, ikizler için çoğu zaman bir kayıp tehdidi içerir, çünkü ayrışma, bir yandan o yoğun birlik hissinin gevşemesi anlamına gelir.

Bu gerilim, psikanalitik olarak yalnızca gerçek ikizlerde değil, “ikiz fantazisi” dediğimiz ruhsal yapılarda da kendini gösterir. Burlingham’ın da işaret ettiği gibi, birçok insanın bilinçdışı dünyasında bir “ikiz” arzusu bulunur. Bu arzunun temelinde, tamamen anlaşılma ve asla terk edilmeme isteği yer alır. Hayali ikiz, ayrılığın olmadığı, kaybın telafi edilebildiği bir ilişkidir. Bu yüzden ikiz fantazisi, erken hayal kırıklıklarına karşı bir tür ruhsal düzenleyici işlev görür. Ancak bu fantazi aynı zamanda bir bölünmeyi de içerir. Çünkü kişi, kendi içindeki karşıt eğilimleri iki ayrı varlıkta temsil ediyormuş gibi deneyimler. Sevgi ve nefret, bağımlılık ve özgürlük, yakınlık ve mesafe… İkiz, bu karşıtlıkların sahnesi haline gelir. 

İkizlikte bir diğer önemli mesele de dış dünyanın bu ilişkiyi nasıl organize ettiğidir. Özellikle bakım verenlerin tutumu, ikizlerin kendilerini nasıl deneyimleyeceği üzerinde belirleyici olabilir. İkizlerin birbirinden ayırt edilmemesi, “bir bütün” gibi görülmeleri ya da sürekli karşılaştırılmaları, onların bireysel kimlik gelişimini zorlaştırabilir. Bu durum, kişinin kendisini benzersiz hissetmesini engelleyebilir ve derin bir anlaşılmama duygusu yaratabilir sonucunda da yalnızlık ve öfke duygularını besleyebilir. Sonuçta ikizlik, yalnızca iki kişi arasındaki bir yakınlık değil, aynı zamanda bir sınır meselesidir. Ne kadar yakın olunabilir ve ne kadar ayrı kalınabilir? 

Tam da bu nedenle ikiz, yalnızca bir kardeş değildir; kişinin kendi benzerliğiyle, farklılığıyla ve kendi iç dünyasıyla karşılaştığı bir yerdir.

Kaynakça ve İleri Okumalar

Karpman, B. (1948). A psychoanalytic study of a fraternal twin.

Burlingham, D. (1952). Twins: A study of three pairs of identical twins. London: Imago Publishing Co.

Segal, N. L. (2019). Justifying separate experiences for twins: Dorothy Burlingham’s classic twin study. Twin Research and Human Genetics, 22, 824–828.